Sahilden içeride kalan Alucra ve Şebinkarahisar ilçeleri ile köylerinde yaşayanlara EKİNCİ derler. Ekinciler ise, sahil kasaba ve köylerinde yaşayanlara CENİKLİ veya CEPNİ derler. Bir Alucra köylüsü (Ekinci), bir Keşap köylüsüne (Cenikliye) köpeğini satıyordu. Fiyatını biraz yüksek tutmak için de durmadan köpeğini övüyordu.
-Bu köpeğe sahip olanın, ne kapısı kilit ister, ne de koyunlarına çoban lazım olur. Yalnız sahibinin evine değil, köye bile yabancı sokmaz. Avcılıkta da üstüne yoktur.
Pazarlık sürüp giderken, köpek sahibinin komşusu Mehmet de onları dinlemektedir. Köpek satıcısı bir ara komşusuna dönerek:
-Len Memmet ağa, benim köpeği sen de bilirsen, bir şeyler söylesene diyerek komşusundan yardım ister. Komşu Mehmet gayet sakin, fakat sitemle karışık cevap verir:
-Ne diye köpeğini övecekmişim. Bir defacık olsun yahaladığı tilkilerden birinin postunu da bana mı verdin. diyerek komşusunun yardım isteğini reddeder.
Ekinci köpeğini över gibi sözü, yörede deyim haline gelmiştir. Çaktırmadan ima yolu ile övgü yapanlar için kullanılır.(1)
Alucradan Gerçek Bir Yaşam Hikayesi 1
Alucranın yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden birisi olan bu sitede tanıtımını da yaptığımız Müftü Dursun Efendi namı diğer Danemolla, daha henüz Alucrada oturmakta iken, (1943 de gurbete çıkmıştır) 1939 da Erzincan depremi ardından da 40 ve 41 de kıtlık baş gösterir.
O yıllarda da Danemolla alim bir şahsiyettir ve Alucra da kitap satarak geçimini sağlamaktadır. Tüm bu özellikleri yanında da nüktedan ve muzip bir yapısı vardır.
Peş peşe yaşanan deprem ve kıtlık sonrasında yaşanan darlık, çaresizliği de had safhaya çıkartmıştır. Ancak, bölgede yaşanan sıkıntının atlatılabilmesi için dışarıdan yardımlar da gelmekte ve Kaymakamlık marifetiyle dağıtılmaktadır. Danemolla, dağıtılan yardımlardan istifade edemeyince Kaymakamlığa dilekçe yazarak Sayın kaymakam bey ismimi sorarsan Danemolla, öküzden tohumdan beni de kolla der. Ancak, bir netice alamayınca ikinci bir dilekçe yazarak Sayın Kaymakam bey, bir çift çocuğumuz oldu ikiz, bize ne tohum verildi ne öküz der.
Ancak, Kaymakam dilekçeye kızar ve derkenar olarak Danemollaya 15 değnek diye yazar. Bunun üzerine kolcular Danemollayı dolaştırır ve ararlar. Bir gün Selim Hocanın dükkanında da denk getirirler.
Danemolla bunun üzerine: ister başıma vurun ister arkama, karışmam bundan sonra büyüklerin işine der. Gereği yerine getirilmiş midir veya affa mı uğramıştır bilinmez ama bu hatırat Alucra da geçmiş yaşamdan kesit olarak nakledilmiştir(2).
Alucra dan Gerçek Bir Yaşam Hikayesi 2
1930 lu yıllarda sabah namazından sonra Terzi Hüseyin in dükkanında toplanılıp tahta kepenkler kapatılarak içeride zikir ve sohbet halkası kurulduğu günün sabahında içerideki atmosfer tahta kepenklere vurulmasıyla yerini bir anda huzursuzluk ve korkuya bırakmıştır. İlk şok atlatıldıktan sonra kim o. diye seslenilir. Dışarıdan ben Haytoğlu Hüseyin diye cevap verilince endişe son bulur ve kapı açılarak ne oldu derdin nedir. diye sorulur.
Haytoğlu Hüseyin: Ben bu gece bir rüya gördüm. Acaba neye delalet etmektedir diye sormaya geldim der. Anlaşılan Haytoğlu Hüseyin orada olanları tanımakta, bilmekte ve onların söyleyeceklerine itibar etmektedir. Zira içeride olanlar Terzi Hüseyin (evliya mertebesindedir), Allulu İbrahim (tayyibi mekan yapabilen zat), Çivrişonlu Abdullah Efendi, Şeyh Abid TOKAÇ, Zunlu Kazım AYRIÇ (Yozgat Yerköy de türbesi var), Hacıhasan Köyünden Hacı Şevket YUĞUCU Efendi, Komanlı Kadir Şıh, Celde YUSUF ve yaşananları anlatan o zaman çocuk yaşta olan Ömer GÜLAL (Postacı Ömer)’dır.
Haytoğlu Hüseyin in gördüğü rüyayı anlatması üzerine Celde Yusuf, sen namaz bile kılmıyorsun, namazı biz kılıyoruz rüyayı sen mi gördün der gibi olacak olursa da komanlı Kadir Şıh ın uyarısıyla susar. Kadir Şıh: Yusuf Ağa burada altı-yedi alimin yanında sana söz düşmez. O adam gün gelecek senin gibi tövbekar olacak, hacca gidecek ve secdede ölecek. Rüyası buna işaret ediyor, buna itiraz var mı der.
Haytoğlu Hüseyin, o tarihlerde Kaymakamlıkta ziraat teknisyenliği yapmaktadır. Buna karşın okuryazarlığı yoktur, maaşını mühür basarak almaktadır. Zaman gelir Haytoğlu Hüseyin tövbekar olur namaza başlar, emekli olur, ileriki günlerde de sürekli olarak hacca gideceğim Mekkeyi, Medineyi, Peygamberi göreceğim diye adeta sayıklar. Nasip olur hacca gider ve döner. Bu kez de ah Mekkem, Mekkem, Medinem güzel Medinem diyerek ağlar ve oraları aklından çıkaramaz. Bir gün büyük camide ikindi namazını kılarken beyin kanaması geçirir ve ruhunu Hakka teslim eder.
Bahse konu rüyanın içeriğini hatırlayamamıştır.(3)
Not: Bu yıl Ramazan ayında küçük camii avlusunda sohbet esnasında emekli hoca Aktepeli Hüseyin (HANCIOĞLU) namaz üzerine sohbet ederken Celde Yusuf tan bahsetti ve 80 yaşı civarındaydı onun gibi tadil-i erkan üzere namazını kılan birini görmediğini nakletti.
İlk etapta fıkra ile bu anekdotlar arasında bağ kurmakta zorlanılabilir. Dikkat edilirse fıkrada çok ince bir işçilik vardır. Bu Alucra insanının kıvrak zekasını yansıtmaktadır. Diğer taraftan birinci anekdotta göze çarpan hususlar ise Danemolla Dursun Efendinin nüktedan kişiliği yanında o tarihlerde kitap satarak geçimini sağlayabilen bir kişi olmasıdır ki, bu da beraberinde okumaya ve kitaba düşkün insanların varlığını ortaya koymaktadır. İkinci anekdot ise, birinci anekdotun devamı niteliğinde olup, okuyan ve kendini sürekli geliştiren insanların ulaşabildiği mertebeleri göstermektedir. Bu açıdan Alucra geçmişten günümüze alim ve abid insanları ile günümüze ışık tutmaktadır. Hayatta olan büyüklerimize Allah selamet versin. Ahrete intikal etmiş olanlara da Allah rahmet etsin.
Sohbetler 2009 yılında yapılmış olup, derlemek şimdiye nasipmiş.
Saygılarımla,
Murat TOSUN
Kaynaklar:
1-Şebinkarahisar sevdası, yöresel fıkralarımız, sayfa 342, hazırlayan Hikmet OKUYAR, 1998
2-Hatıratı nakleden kişi yaşı yüzü geçmiş olmasına rağmen zehir gibi hafızasıyla dikkat çeken Demirözü Köyünden Tahsin EŞGÜNOĞLU amcamızdır.
3-Olayları anlatırken yeniden yaşayan bu nedenle üslubuna ve hafızasına hayran kaldığım Ömer GÜLAL (Postacı Ömer) amca.





























